Türk edebiyatının tarihi gelişimi, binlerce yıl öncesine dayanan Türk edebiyat tarihini sadece birkaç sayfada anlatmak imkansız. Ancak burada kısaca Türk edebiyatının tarihsel gelişimini anlatmak istiyorum. Türk edebiyatını iki ana bölüme ayırmak mümkündür. Bunlar sözlü ve yazılı edebiyattır.

Sözlü Edebiyat Nedir?

Tüm milli edebiyat gibi Türk edebiyatı da sözlü ürünlerle başladı. Sözlü edebi eserler, yazmanın henüz kullanılmadığı veya yaygınlaşmadığı bir dönemde ortaya çıktı. Bu sözlü ürünlerin çoğu yazılamadığı için günümüze kadar gelememiştir. Türk edebiyatının sözlü üretim açısından çok zengin olduğu düşünülmektedir. Ancak bu ürünler zamanla unutulduğu için günümüze ulaşamamıştır. Edebiyat tarihçileri, Türk edebiyatının sözlü dönemini Göktürk yazıtlarının yazımına taşırlar.

Yazılı Edebiyat Nedir?

Göktürk kitabesinden sonraki dönemi yazılı bir dönem olarak kabul ederler. Ancak unutulmamalıdır ki sözlü edebiyat geleneği Türklerin yazıyı kullanmasından sonra da devam etmiştir. Bu, sözlü ve yazılı edebiyatın bir arada var olmaya devam ettiği anlamına gelir. Göktürk yazıt, Türk edebiyatının edebi değeri olan ilk kitabıdır. Bu yazıtlar sadece edebi açıdan değil aynı zamanda tarihsel açıdan da çok önemlidir. Gectulk döneminde yazılan bu yazıtların dışında Uygur döneminde yazılmış metinler de var. Türklerin İslam’ı kabul etmelerinin ardından, yazılı edebi metinlerin sayısı hızla arttı. Karahanlılar döneminde başlayan İslam dönemi, Türk edebiyatında Tanzimat dönemine kadar devam etti. Tanzimattan sonra modern edebiyattaki yerini terk etti. Kısaca Türk edebiyat tarihi üç ana döneme ayrılabilir. Bunlar; İslam öncesi Türk edebiyatı, İslam medeniyeti altında Türk edebiyatı, Batı medeniyeti altında Türk edebiyatı.

İslam Öncesi Türk Edebiyatı

Türklerin islamiyetten önceki yaptıkları edebiyattır. MÖ 4000’den itibaren İslamiyet Öncesi Türk edebiyatı Türklerin İslamiyeti (XI. Yüzyıl) kabul etmesine kadar sürmekteydi.Bu dönemin edebiyatı genellikle az sayıda yazılı ürün içeren sözlü ürünlerden oluşur. İslam öncesi Türk edebiyatında M.S VI. yüzyıla kadar olan dönem sözlü edebiyat çağı olarak adlandırılırken, ilk kitapların verilmesiyle kitap çağı başlamıştır.

İslam Medeniyeti Altında Türk Edebiyatı

Türk halkının İslamiyete geçmesiyle başlayan bir edebiyat çağıdır. Şiir, destan, koşuk, sav, sagu gibi türlerde sözlü edebiyat eserlerini ilk üreten Türkler olmuştur. Türklerin yazmayı ve öğrenmeyi icat etmesiyle Türk edebiyatında yazı dönemi başladı. Karakanido döneminde Türk halkının kitlesel İslamiyete geçmesi edebiyat alanında bir geçiş dönemine neden olmuştur. İslam öncesi Türk edebiyatı, Türklerin İslam’a geçmesiyle Halk edebiyatı adı altında devam etti. İslam’ın etkisi altında gelişen Türk edebiyatına Geçiş edebiyatı da denir. Bu dönemde sadece hece ölçeği değil, aruz ölçeği de kullanıldı. Bu dönemin eserleri daha öğretici ve danışmanlık çalışmaları olarak biliniyor. Bu dönemin eserleri İslami etkiye sahip Arapça ve Farsça olarak bulunur. Bu dönemin bir başka özelliği de eski Türk şiir formlarının mesenevi, gazel, kasşde gibi yeni şiir formlarının yanında kullanılmasıdır. İlk eser gibi Halk ve Divan edebiyatı da İslam’ın etkisiyle gelişen Türk edebiyatı ayrımına girer.

Batı Medeniyetli Türk Edebiyatı

Tanjimat Beyannamesi’nden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasal yenilik döneminden (1839) itibaren edebiyatın dili ve anlatımı, kamuoyuna nasıl ulaştığı, amacı ve kapsadığı sorunlar önemli ölçüde değişmiştir. Sözlü edebiyatın yerini kesinlikle yazılı edebiyat almıştır. Roman, tiyatro, eleştiri ve deneme gibi Batı kökenli ürünler verildi. Sosyal konular gerçekçi bir şekilde ele alınmaya başlandı.

Tanzimat Edebiyatı

Tanjimat’ın ilanından yirmi yıl sonra, toplumsal meseleleri ele almaya başlayan ilk edebi eser, başta Fransa olmak üzere Batı ülkelerinin etkisi altında çok sayıda kişiye ulaşmak amacıyla sunuldu. Tasvir-i Efkar gazetesinin yayıncısı Şinasi, formdan ziyade özü vurgulayan bilgi ve fikirlere dayanan, kitlelere yönelik yeni bir karalamanın kurucusudur. Bu yenilikçi yazar, şiirleri, şiir çevirileri ve makaleleriyle çağdaş insanları derinden etkiledi ve geleneksel halk tiyatrosunu Batı örnekleriyle birleştiren ilk tiyatro çalışması olan Şair Evlenmesi (1859) yazarıdır. Namık Kemal, dil ve anlatım açısından toplumdan uzaklaşan, tabiat, saçmalık ve sosyal konuları reddeden şiirlerinde memleket sevgisi, siyaset, isyan gibi konulara odaklandı. Coşkulu bir dilde yeni ifadelerle tedavi edildi. Türk düşünce hayatına ve edebiyatına vatanseverlik, özgürlük ve millet kavramlarını kazandıran kişi olarak tanınan Namık Kemal, coşkulu ve mücadeleci kişiliği, akıcı ve parlak üslubu ile bir diğer dönemdir. Yazarından daha çok tanındı. Milli şair ve özgürlük şairi olarak tanınan Namık Kemal, şiirin yanı sıra eleştiri, biyografi, tiyatro, roman, tarih ve makale alanlarında eserler üretmiştir. Eserleri özellikle Türk edebiyatındaki ilk edebi romanı “İntibah” ve Batı anlamında Türk edebiyatındaki ilk oyunu “Vatan Yahut Silistre” ile ünlüdür. Osmanlı İmparatorluğu’nun Şinashi ve Namıku Kemal ile “Batılılaşma” kavramını ilk kez ortaya atan aydınlarından Ziya Paşa, geleneksel Divan şiirinden sapmadı, yönetim ve insan ilişkilerinde adaletsizlik ve adaletsizlik yaptı. Bu tür davranışlara karşı çıktık ve medeniyet ve özgürlük gibi temalara odaklandık. Sultan’ın mutlak egemenliğine karşı meşrutiyet kurallarını savunan ve hem yurt içinde hem de yurt dışında gönüllü sığınmacılar olarak siyasi olarak savaşan bu şairler, ürünlerindeki dili eleştiri şeklinde savundular. Yeni bir edebiyat anlayışını ifade etti.

Roman, Türk edebiyatına Fransızca’dan bir çeviri ile girdi. Bu çevirilerden ilki, Yusuf Kamil Paşa’nın Fenolom’dan yaptığı Tercüme-i Telemak’ıdır. Daha sonra, bilinmeyen bir çevirmen Victor Hugo’nun ünlü romanı “Sefiller” i tercüme etti. 1860-1880 yılları arasında birçok Batılı yazarın, özellikle Fransız yazarların eserleri Türkçeye çevrildi. Türk romanı aslında Tanjimat döneminde geliştirildi. Bu ilk yazarlar, esas olarak Fransız romantizmini örnek aldılar. Şemsettin Sami’nin roman türündeki ilk örneğini takiben, Tarshshuk Tarat ve Phytonat (Ahmet Mitat Efendi, Ferratun Koyu ve Rakm Efendi, 1876; Namku Kemal, Intiva, 1876). Bir yandan, Batı’nın kör taklidini eleştirirken, eski sosyal sistem yaşayan çağla tutarsızdı. Ahmet Befik Paşa’nın tiyatrodaki Moliere uyarlaması, halk geleneklerini Batı kaynakları ile birleştirmeye yönelik bir çaba çemberi. Abdulhak Hammit’in oyunu ise, esas olarak Batı tiyatrosu örnekleriyle işlenir ve sahnenin dilinden ve halkın beğenilerinden uzaktır. Namık Kemal’i sürgün eden Vatan Yahut Silistre, sahneye yazarın ana temalarından biri olan vatan ve memleket sevgisini heyecan verici bir hikayeyle anlatarak konu oldu. Gördüğünüz gibi masal Türk edebiyatında Namık Kemal’in “Mukademei Ceral” ında kelimenin tam anlamıyla kullanıldı. Yazar hikâyeyi tamamen kurgusal olaylardan oluşan bir tür anlatım olarak görüyor. Namık Kemal de masalların ahlaki, eğitici ve eğitici niteliklere sahip olduğunu belirtir.

Milli Edebiyat

Türk hareketinin etkisiyle gelişen milli edebiyatın çıkış noktası, milli kaynaklara bakma fikriydi. Dilin sadeleştirilmesi, şiir ve aruz yerine hece ölçüler, insanların içerik ve yerli yaşamdaki sorunları milli edebiyatın temelini oluşturdu.

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yazarları, Osmanlı İmparatorluğu’nun Türkiye’yi kurduğu Cumhuriyet döneminde nesli tükenmekte olan eserler yayınlayan çağdaş öncüler Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri idi. Daraltıldı. Anadolu’nun gerçekliğini yansıtıyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti zamanının edebiyatı, gerçek kapsamını giderek daha fazla genişletme eğiliminde oldu. Yurtdışına göç eden işçilerin yanı sıra ülkenin her yerindeki şehirlerin ve köylerin yaşamlarını ve ilişkilerini tartıştı. Her sınıftan ve yaşam tarzından kahramanları canlandırdı. Çevresindeki sosyal engelleri ortadan kaldırmak için önerilerde bulunulmuştur.

By Fırat

Bilgisyar ve internet teknolojilerine aşık, bu yolda emin adımlarla ilerleyen bir küçücük biliminsanı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir