PreFeminizm Nedir ?

 PreFeminizm Nedir ?

PreFeminizm, tarih öncesi çağlarda kadını Lala’yı saçlarından tutarak çeken Kayra, aslında kadınını taşımayı düşünüyordu. Lala’nın sırtının altında serili olan kürklü deri onu sürtünmeden koruyordu. Lala’nın belki de tek sıkıntısı saçlarının çekilmesiydi ama muzipçe gülümsüyordu adamına kendini taşıtırken. Kayra Lala’yı mağaraya bıraktıktan sonra avlanmaya gidiyor, avını getirdikten sonra ateşi yakıyor, avı pişiriyordu. Lala pişirilen avı yerken Kayra gururla onu seyrediyordu.

Yemekten sonra Lala bir dahaki sefere geyik istiyordu. Kayra için bu bir emirdi. Yarın geyik avlayacaktı. Geyiğin omurga kemiklerini Lala çok beğeniyor küçük parçalara bölerek birleştirip boynuna asıyordu. Bu Kayra’nın da hoşuna gidiyordu. Onun getirdiği şeyleri beğenmesi gururunu okşuyor, omuzlarını dikleştiriyordu. Lala’da Kayra’ya her zaman yardımcı oluyordu. Kayra için de süsler hazırlıyor, zaman zaman karnı şiştikten sonra dışarı çıkan bebeklere güzel bakıyordu. Mağara her zaman tertemizdi. Onlar birbirlerini çok seviyorlardı.

Lala bu iş nasıl becermişti bilinmez ama, kadın olarak tüm haklarına sahip görünüyordu. Hayat paylaşılıyordu, herkes mutluydu.

İlk çağlarda Yim, erkeği Yan’a büyük saygı gösterirken, Yan’da onun bir dediğini iki etmezdi. Ağaç kulübelerinde mutlu yaşar ve her yıl kulübeye bir oda eklerlerdi. Uzaklarda yaşayan Po ile Pin’de çamurdan kulübelerinde benzer bir düzen tutturmuşlardı. Erkek ve kadın bir elmanın iki yarısıydılar ve bundan hoşnuttular.

Ortaçağda Roza uzun elbiseleri ile çok güzeldi, Jim onu kıskanıyordu. Güzelliğinin diğer erkeklerde farkındalardı. Jim Roza’ya bu nedenle kızgındı. Roza neden kendisine kızıldığını anlayamıyor, hiç suçunun olmadığını düşünüyordu ama Jim hiç de öyle düşünmüyordu. Sonunda Roza’nın kaleden dışarı çıkmasını yasakladı. Roza üzgündü. Kaleden dışarı çıkmadı.

Ellienne kızıl saçlı, güzel, bekar bir kadındı ve Ortaçağ Avrupa’sında yaşıyordu. Yaşam koşulları zordu. Hayatını devam ettirebilmek için altın paralara ihtiyacı vardı ve bu nedenle erkeklerle beraber oluyordu. Erkekler onu beğeniyor, kapısında sıraya giriyorlardı. Elienne bu yaptığı işi pek sevmemekle beraber çok da şikayetçi değildi. Toplumda önceleri saygı görüyordu fakat bir gün ne olduysa oldu ve pek çok insan ellerinde meşalelerle gelip Elienne’i yakaladılar. Onun erkekleri büyülediğini düşünüyorlardı. Şehir meydanına götürdüler ve bir direğe bağlayarak ateşe verdiler. Bunu daha yüzlerce kadına yaptılar. Kadınlar hele kızıl saçlı kadınlar cadıydılar ve yakılmaları gerekirdi.

Fatima 20. yüzyılda İran’da yaşıyordu. Kızkardeşi Aişe’nin saçları çarşafından dışarı çıkmış olduğu için Şeriat polislerince sokakta dövülmüştü. Dövenler de kadın polislerdi. Fatima mecbur kalmadıkça dışarı çıkmazdı. Hiç güneş görmemiş olan solgun teni, seffafmış izlenimi veriyordu. Irkının koyu ten rengine sahip değildi. Narin, zarif bedeni, iri siyah gözleri vardı. Kocası İbrahim’in dördüncü ve son karısıydı. İbrahim onu severdi ama diğer eşler hiç haz etmezledi. Fatima gün geçtikçe daha çok içine kapanır olmuştu. Çocuğu da olmuyordu, ya da diğerleri öyle söylüyorlardı. O güneşli Mayıs gününde Fatima avludan güneşe baktı, baktı, baktı… Öğlen saatlerinde çarşafını giyinerek ve yanına erkek kardeşini alarak dışarı çıktı yanında bir erkek olmadan dolaşması yasaktı. Kardeşiyle gittiği eczaneden aldıkları fare zehiri akşam üstü Fatima’yı güneşe ulaştırmıştı.

Hikayeler böyle uzayıp gidiyor…

Gördüğünüz gibi aslında insanlar yaradılıştan böyle değil. İlk çağlarda içgüdüsel olarak kadın ve erkek her şeyi paylaşmış ama çağlar geçtikçe büyük bir yozlaşma başlayarak fiziksel olarak daha kuvvetli olan erkek kadını hegomonyasına almaya ve ona acı çektirmeye başlamış. Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmaları ile bu durum artık kadını hapsetmeye kadar gitmiş. Çünkü kadın erkeklerin günahlarının bir sembolü haline gelmiş. Erkekler kadınları diğer erkeklerden koruma kaygısı taşırlarken kadınları kapattıkları cehennemin büyüklüğünü fark dememişler. İşin tuhaf tarafı buna razı olan ve olmaya devam eden kadınların da olması. Bir şekilde kadınlar da ikna olmuşlar. Tabii bunda en büyük etken günaha girme korkusu. Yani sonuçta gene zorlayıcı faktör olarak din karşımıza çıkmakta.

Feminizm öncesi diye bir dönem yok aslında. Pre-Feminizm yani başlangıç hareketlerini tarihte iki kez görüyoruz. Biri insanların var olmasını takip eden zaman dilimi ve kadınların doğal olarak haklarını elde etmeleri, kullanmaları. Daha sonra kaybetmeleri ve bunun farkına vardıklarında ikinci Pre-Feminizm Döneminin başlayarak 19. yüzyıl sonlarında hareketin anlamlı hale gelmesinin ardından bugüne uzaman feminizm hareketi. Bugün kavram hemen hemen anlaşılmış ve destek bulmuş durumda. İyileştirme çalışmaları ise elbette devam etmekte.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın